Mersin ve Ağaçlar
MERSİNİ AĞAÇLAR KİRLETİYOR
Yrd.Doç.Dr. Ali MEYDAN, 09.01.2012
Yıllar önce üniversite sınavını kazanıp Konya’ya gidince ilan panolarında, tramvay reklamlarında yer alan bir yazı dikkatimi çekmişti: “Konya içinde yeşil değil, yeşil içinde Konya”. Yıllar geçmesine rağmen bir türlü ‘yeşil içinde Konya’ gerçekleşemedi. Ancak Konya içindeki yeşilin de büyük oranda yanlış yeşil olduğu bir gerçekti. Konya’nın iklim ve toprak yapısına uymayan, bol su isteyen ve ithal edilmesinde büyük paralar harcanan ağaç ve çalı türleri ile, yetkililerin ve ilgilerin su kıtlığını bas bas bağırarak vurgulamalarına rağmen yapılan çim ekimiydi ‘Konya içinde yeşil’.
Türkiye’yi gezerken göz ucuyla çevrenizi incelerseniz bu durumun Anadolu’nun her karışında olduğunu görebilirsiniz. Yol kenarı ağaçlandırma çalışmaları, şehirlerdeki park ve bahçe düzenlemeleri, okul bahçelerinin ağaçlandırılması, üniversite yerleşkelerinin ağaçlandırma çalışmaları da aynı mantıkla yapılmaktadır.
Ağaçlandırma, park ve bahçelerin düzenlenmesi gibi çalışmalarda Türkiye açısından en olumsuz örneklerin başında kuşkusuz Mersin gelmektedir. Aslında kendi adının verildiği bir maki türüne (mersin, murt – Myrtus communis) ve balık türüne (mersin balığı – Acipenser spp.) isminin verildiği nadir şehirlerden olan Mersin bu avantajını kullanamamaktadır. Baktığımızda her şehrin kendine özgü bir ağacı ve hayvanı vardır. Murt ve Mersin balığı Mersin’in sembolü olmaması bir yana nadir olarak bilinmektedir. Murt ve Mersin balığının yanı sıra sembol olacak o kadar çok bitki ve hayvanı vardır ki Mersin’in, hangisi seçilse hata edilmiş olmaz. Toros göknarı, Toros sediri, Toros çiğdemi, Kızılçam, makinin her türü ayrı ayrı bitki olarak; keçi, dağ keçisi, Toros kurbağası, yeşil yengeç hayvan olarak ilk akla gelenlerdendir.
Egzotik ağaç ve çalı türleri yavaş yavaş Mersin’in sembolü olmaya başlamıştır. Mesela Mersin Üniversitesi Yenişehir yerleşkesine girerseniz sizi ilk karşılayacak olan bir Peru Zakkumudur (Thevetia peruviana). Halbuki baharda pembe ve beyaz çiçekleriyle bütün Akdeniz sahilini süsleyen zakkum (Nerium oleander) ziyaretçileri karşılamak için çok daha tercih edilen bir ev sahibi olabilirdi. Yola devam ederseniz karşınıza neler neler çıkacaktır. Mesela bütün Çukurova’nın bataklıklarını kurutarak bereketini alıp götüren Okaliptus (Eucalyptus spp.), Amerikan bataklık servisi (Taxodium distichum), Çin gülü (Hibiscus rosa-sinensis), Kacuçuk (Ficus elastika), Pavlonya (Pawlonia tomentosa), Şişe fırçası ağacı (Callistemon spp.), Palmiye (washingtonia robusta), Doğu mazısı (Thuja orientalis), Gülibrişim (Albuzzia julibrissin) ve artık Mersin’in sembolü! İsrail kauçuğu (Ficus nitida). Bunların yanı sıra birkaç yerli tür de tutunmaya çalışmaktadır: Divan edebiyatının sembol ağaçlarından selviler (Cupressus sumpervirens), fıstıkçamı (Pinus pinea), yakın zamanda kesilen kurtbağrı (Ligistrum vulgare)…
Bursa’nın başkent olduğu dönemlerde adamın birinin arsası vakıf arazisine çevrilir. Çok büyük uğraşlar verir ama bir türlü olayı halledemez. Artık her yerde ‘sopayı havaya atıp düşünceye kadar sürede bana padişahlık verseler yeter’ diye söylenmeye başlar. Söz dönüp dolaşıp padişaha kadar gider. Padişah adamı huzuruna çağırır ve bunun sebebini sorar. Adam olayı uygulamada göstermek ister. Padişah ‘peki’ der, sopayı atar ve ‘padişah sensin’ der. Adam ‘filan arazi artık benim’ diyerek problemini çözer. Sanırım Mersinin problemi de bir gün bir yetkilinin sopayı havaya atıp ‘sopa düşünceye kadar Mersin’deki bütün İsrail kauçukları veOkaliptuslar kesilsin deyince çözülecek.
Herhangi bir yerde egzotik türlerin bu kadar çok olmasının birkaç bakımdan sakıncası vardır: Birincisi ülkemiz gibi su fakiri ülkelerde kurakçıl peyzaj türlerinden ve çim ekiminden bir an önce vaz geçilmelidir. Kurakçıl peyzaj açısından en uygun türler de Mersin açısından maki türleri olabilir. İkincisi egzotik türler yerli türler için ciddi bir tehdit unsurudur. Doğadan bir örnekle olayı daha net açıklayabiliriz: Bir zamanlar Beyşehir gölünden avlanan Sazan balıklarının bölge ekonomisi ve göldeki canlı hayat için önemi büyüktü. Günün birinde daha fazla balık yetiştirmek için göle atılan Sudak balıkları önce sazanların neslini tükenme noktasına getirdi. Bentik su hayvanları, planktonlar, bitki parçaları, bitkisel artıklar ve sazlıkların kök kısımlarıyla beslenen sazanların ortamda azalmasıyla göl çevresi büyük oranda sazlıklarla kaplanmaya başlamıştır. Görüldüğü gibi doğal ortama yapılan en küçük bir müdahale geri dönüşü olmayan problemlere yol açabilmektedir.
Tarihi süreç içinde insanların Çukurova’da çektiği sıkıntıların başında sivrisinek ve sıtma hastalığı gelir. Bu dertten kurtulmak için akla gelen ilk çözüm bataklıkların kurutulması olmuştur. Bunun için Türkiye’ye getirilen Okiliptuslar, su ihtiyacının fazla olması, iklime uyum sağlaması gibi özelliklerle bu derde çare olmuş gibi gözükmektedir ancak Çukurova’da hangi ekosistemleri yok ettiğini kimse merak etmemiştir.
Odunundan faydalanmak, ağaçlandırmada kullanılmak için Avustralya’dan getirilen demir ağacı da (Casuarina equisetifolia) Mersin – Erdemli yolunda görüntüyü bozmaktan başka işe yaramamaktadır.
Şehirlerdeki peyzaj düzenlemelerinde ve ağaçlandırma çalışmalarında bir diğer problem planlama yapılmamasıdır. Dikilen ağaçlar genellikle tarihi yapıları gizlemekte, doğal güzellikleri kapatmakta, yol kenarlarına ve kavşakları dikilenler sürücülerin görüşünü engellemekte, kaldırımlara dikilenler yürüyüş yollarını kapatmaktadır. Büyüyen ağaçların budanmasındaki gariplikler ve iş bilmezlikler ise çok daha vahimdir.
İçel adının kullanımdan kaldırılarak tarihinden koparılan Mersin’in egzotik ağaç ve çalı türlerine boğularak doğasından da koparılmasının önüne geçilmelidir. Mersin’in ağaçlandırılmasında kullanılacak en uygun türler maki türleridir. Şehrin iklimine ve toprak yapısına uygun, su isteği az, yaz aylarını susuz geçirebilen, gerektiğinde ekonomik değeri de olan (keçiboynuzu gibi, murt gibi), görüntü kirliliği yaratmayan ve Sunay Akın’ın da dediği gibi Akdeniz’i görmemizi engellemeyen türlerdir.
Bir an önce görülsün diye Akdeniz
Toroslar'da ağaçlar hep çocuk kalır
Yrd.Doç.Dr. Ali MEYDAN
Mersin Üniversitesi